İçeriğe geç

Kaygımı Tanıyorum: İçimdeki Alarm Sesi Bana Ne Söylüyor?

4 dakikalık okumaNihal Hacıoğlu Özkan
kaygıyı yatıştırmak-deniz manzarası

Kaygı; kalbin hızla çarpması, göğüste sıkışma ya da zihinde aniden beliren felaket senaryolarıyla kendini gösteren, çoğu zaman hemen yok etmek istediğimiz bir histir. Oysa temelde hayatta kalmamızı sağlayan en kadim savunma mekanizmamızdır. Problem, bu hassas sistemin ortada gerçek bir tehlike yokken —bozuk bir duman dedektörü gibi— alarm çalmaya başlaması ve bizi kaçınma döngüsüne sokmasıdır.


Gün içinde aniden beliren veya gece yarısı uykudan uyandığınızda göğsünüzde oturan o tanıdık ağırlık hissini bilirsiniz. Kalbiniz adeta kulaklarınızda atacak kadar yoğun bir tempoyla çalışırken, zihniniz arka planda boş durmaz. Bir senarist edasıyla en kötü senaryoları kaleme almaya, zihnin arka odalarında felaket hikayeleri yazmaya çoktan başlamıştır.

Bu ve benzeri anlarda ilk tepkimiz genelde hep aynı olur: bu rahatsız edici hissi hemen yok etmek, susturmak ya da bastırmak

Peki, tüm sistemimizi teyakkuza geçiren bu parçamız aslında bize bir şeyler anlatmak istiyor olabilir mi? Gelin; bizi zaman zaman çok zorlayan ama bizi korumaya çalışan bu tanıdık hisse yakından, şefkatle bakalım.

Fizyolojik Sinyallerden Psikolojik İşleve

Kaygı bazen kendini boğazda bir düğüm, bazen göğüste bir sıkışma, bazen de midede kramplar şeklinde gösterir. Hızlanan kalp atışları, yüzeysel nefesler, donakalma hissi ve zihnin bitmek bilmeyen mesaisi… O an duyguların bu kadar yoğun bir şekilde hücum etmesi, insana sanki tüm kontrol elinden kayıp gidiyormuş gibi hissettirir. Çok doğaldır ki, hemen bu uyarılmayı durdurmak ve zihnimizi yatıştırmak için güvenli bir liman ararız.

Ancak unutmamak gerekir ki; bu yoğun teyakkuz hali, insan türünün hayatta kalmasını sağlayan en kadim mekanizmadır. Tıpkı “savaş-kaç ya da don” tepkilerinde olduğu gibi; kaygı da zihnimizin tehlike anında bizi koruma biçimidir. Gerçek bir kriz anında hızlı karar almamızı, dikkati toplamamızı ve kendimizi korumamızı sağlar. Yani sistemimiz, özünde zararımıza çalışmaz.

İşlevsellikten İşlevsizliğe Geçiş ve Kısır Döngü

Kaygının amacı bizi tehlikelerden korumak ve bütünlüklü olarak ayakta tutmaktır. Ancak bazen bu hassas sistem, arızalı bir duman dedektörü gibi davranmaya başlar; ortada duman yokken, sırf fırından yükselen hafif bir sıcaklık yüzünden bile son ses ötmeye başlar. İşte kaygı, gerçek bir hayati tehlike ortada yokken ortaya çıktığında hayatı kısıtlayan bir döngüye dönüşür.

Bu döngü adım adım zihnimizde şu şekilde örülür:

Tetikleyici: Bedenimizde beliren hafif bir çarpıntı, zihnimizden geçen “Ya bu/şu olursa?” düşüncesi ya da belirsizlik içeren bir durum.

Bedensel Tepki: Alarm çalar. Zihin felaket senaryolarını yazarken bedenimiz de savaşa hazırlanır.

Güvenlik Arayışı: O an rahatlayabilmek için hemen bildiğimiz yollara başvururuz: Bulunduğumuz ortamdan uzaklaşmak, bir yakınımızdan onay istemek, defalarca kontrol etmek ya da zihnin labirentlerinde o hisle ebelemece oynamak

Geçici Rahatlama: Kaçındığımızda veya bir şekilde kontrol ettiğimizde, zihin nefes alır: “Bak, büyük bir felaketten kurtuldum.”

Döngünün Güçlenmesi: Ancak zihin bu durumdan şu yanlış mesajı çıkarır: “Demek ki o durum gerçekten çok tehlikeliydi, kaçmasaydım mahvolacaktım.” Böylece bir sonraki alarm daha güçlü çalmaya başlar.

Kendi Kaygımızın Haritasını Çıkarmak

Kaçanın kovalandığı bu döngüden çıkmanın yolu kaygıyla savaşmak değil, onunla kurduğumuz ilişkiyi anlamak, sonrasında onu dönüştürmek adına hamle yapmaktır. Bize zor gelen o anlarda durup zihnimizdeki haritayı görünür kılmak için üç alana bakabiliriz:

Bedenimde ne oluyor? (Sıkışma mı, sıcaklık hissiyatı mı, uyuşma mı?)

Zihnimden hangi cümle geçiyor? (Bana şu an zihnim hangi hikayeyi anlatıyor, hangi senaryoyu yazıyor?)

Şu an ne yapıyorum? (kaçıyor muyum, bastırıyor muyum, yoksa kontrol etmeye mi çalışıyorum?)

Bu üç parçayı ayırt edebildiğinizde; kaygının sizi sürüklediği pasif konumdan çıkar; kendi iç dünyasını gözlemleyen, kapsayan ve anlamaya çalışan aktif bir konuma geçersiniz.

Bu Döngüyle Ne Yapabiliriz?

Amaç, size zarar veren ya da sizi zorlayan bir parçanızı kesip atmak değildir. Aksi halde kaçanın kovalandığı döngüsel parçanın içinden çıkmak imkânsızlaşır. Asıl amaç; kaygılı parçayı anlamak, ona ses vermek, ihtiyacını görerek onu sistemin içine yeniden entegre etmek olmalıdır.

Söz konusu kaygı olduğunda zihin mantıkla değil, güvende hissetmekle ilgilenir. Bu yüzden zihninizi mantıklı argümanlarla ikna etmeye çalışmadan önce bedene güvenli bir alan açmamız gerekir.

Fiziksel Bir Güvenlik Hissi Oluşturun: Şu an bu yazıyı okurken bile, bir an için avuç içlerinizi göğsünüzün üzerine koyun ya da elinizi karnınıza hafifçe bastırın. Kendi dokunuşun oluşturduğu sıcaklık ve ağırlık, bedenimiz için en hızlı güvenli alan sinyallerinden biridir. Omuzlarınızı serbest bırakın ve nefesinizin bedeninizdeki hareketine izin verin (derin bir nefes alıp yavaşça verebilirsiniz).

Alarm Halini Onaylayın, Paniklemeyin: Bu bedensel teması kurarken içinizden sadece şunu söyleyin: “Şu an bedenim bir alarm çalıyor. Bu his çok rahatsız edici ama hayati tehlikede değilim. Zihnim beni korumaya çalışıyor ve şu an güvendeyim.”

Tepki Vermek İçin Kendinize Zaman Tanıyın: Hemen bir şeyleri kontrol etme, kaçma ya da zihninizde yanıt arama dürtüsü geldiğinde, sadece 2 dakikalık bir duraklama payı verin. O hissin denizdeki bir dalga misali yükselip kendi kendine alçalmasına izin verin; bu hamle zihnimize “Kaçmasam da, bir şey yapmasam da güvende kalabiliyorum.” tecrübesini öğretir.

Son olarak, bu hissinizin bugünlerde tam olarak ne anlatmaya çalıştığını hemen çözmek zorunda değilsiniz. Bir gün o alarm tekrar çaldığında durup dinlemek, o parçanızın ihtiyacını duymak ve kelimelere döküp paylaşmak isterseniz; dilediğiniz zaman duygunuzu benimle ve diğer okuyucularla yorumlarda paylaşabilirsiniz.

İlk yorumu siz bırakın

İsim vermek zorunda değilsiniz. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görünür.